Bulut Şehrinin Kahraman Mimarları Gökyüzünün en yüksek katmanında, pamuk şekerine benzeyen devasa bulutların üzerinde kurulu olan “Gümüş Bulut Şehri”, dünyanın en huzurlu yeriydi. Bu şehirde evler buhardan, yollar ise gökkuşağı tozundan yapılmıştı. Şehrin sakinleri, her sabah gökyüzünü boyayan rüzgarlar ve kuşlardı. Ancak bir gün, kuzeyden gelen “Kara İs Fırtınası” şehrin üzerine çöktü. Bu fırtına o kadar ağırdı ki, narin bulutlar bu yükü taşıyamamaya başladı. Şehir yavaş yavaş yeryüzüne doğru alçalıyor, yani sönüyordu.
Şehrin baş mimarı olan küçük kırlangıç Kırlangıç Kaan, durumu fark ettiğinde hemen bir toplantı çağrısı yaptı. “Eğer bir şey yapmazsak,” dedi endişeyle, “evlerimiz gökyüzünden silinecek.” Ancak bulutları tamir etmek kolay değildi. Bunun için gökyüzünün en nadir maddeleri gerekiyordu: “Donmuş Yıldız Işığı”, “Sabah Çiyi” ve “Kuzey Rüzgarı’nın Fısıltısı”.
Kaan’ın yanına hemen üç cesur arkadaşı geldi: Güçlü kanatlarıyla bilinen Albatros Ali, rüzgarı kokusundan tanıyan Martı Maya ve minik ama çok zeki olan Saka Serkan. Onlar “Bulut Mimarları” ekibiydi. Yolculukları çok zordu. Albatros Ali, en yüksek dağların zirvesine uçup gece boyu bekleyerek “Donmuş Yıldız Işığı” topladı. Yıldızlar o kadar soğuktu ki, Ali’nin kanatları buz tuttu ama o vazgeçmedi; çünkü şehri kurtarmak için bu ışığın sıcaklığına ihtiyaç vardı.
Bu sırada Martı Maya, vadilerin derinliklerine daldı. Orada, henüz güneş doğmadan çiçeklerin yapraklarında saklanan “Sabah Çiyi”ni topladı. Bu çiy, bulutları birbirine yapıştıran sihirli bir tutkal görevi görecekti. Saka Serkan ise en zor görevi üstlendi; kuzeyin hırçın rüzgarıyla konuşup ondan bir “fısıltı” aldı. Bu fısıltı, bulutların yeniden havada asılı kalmasını sağlayacak olan hafiflik sırrıydı.
Üç arkadaş şehre döndüklerinde, Kaan hemen işe koyuldu. Önce yıldız ışığıyla kara isi dağıttılar. Ardından sabah çiyiyle çatlayan bulutları birbirine diktiler. En sonunda Serkan’ın getirdiği fısıltıyı şehrin temellerine üflediler. Bir mucize oldu; Gümüş Bulut Şehri bir anda hafifledi ve eski yerine, masmavi gökyüzünün kalbine geri yükseldi.
Şehir halkı onları alkışlarla karşıladı. Kırlangıç Kaan, arkadaşlarına bakarak şöyle dedi: “Biz sadece mimar değiliz, biz birer kahramanız. Çünkü hiçbirimiz bu malzemeleri tek başımıza getiremezdik. Ben planladım, Ali güç verdi, Maya tazelik getirdi, Serkan ise ruhunu kattı.” O günden sonra şehirde her yıl “Mimarlar ve Dayanışma Günü” kutlanmaya başlandı. Çocuklar, bu hikayeyi dinleyerek büyüdüler ve öğrendiler ki; hayaller ne kadar yüksekte olursa olsun, omuz omuza verenler her zaman onlara ulaşabilir.

